Siteye Giriş...
İdea Uluslararası İnsani Yardım ve Eğitim Derneği
“Suriyeliler Meselesi Siyasi Konu Olmaktan Çıkarılmalıdır”

“Suriyeliler Meselesi Siyasi Konu Olmaktan Çıkarılmalıdır”

“Türkiye’de Bulunan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Çalıştayı”nda bir sunum yapan Mustafa Yıldız, “Suriyeliler meselesi siyasi konu olmaktan kesinlikle çıkarılmalıdır” dedi.

Dernek Başkanımız Mustafa Yıldız’ın, “Türkiye’de Bulunan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Çalıştayı”nda yaptığı konuşmayı ilginize sunuyoruz:

Herkesi saygıyla selamlıyor ve İstanbul Aydın Üniversitesi’ne bu önemli çalıştayı düzenlemelerinden dolayı teşekkür ediyorum. Suriye konusu bağlamında göç olgusu, sadece tek taraflı maruz kaldığımız bir durum değildir; aynı zamanda olayın tarafı olduğumuz da unutulmamalıdır. Dolayısıyla Suriye’ye yönelik politikaların, göç meselesini arttıran veya azaltan bir etkiye sahip olduğunu göz ardı etmememiz gerekmektedir.

Suriyeliler konusunda bir kafa karışıklığının olduğu, herkes tarafından bilinmektedir. Suriye’nin yakinen tanınmadığı; siyasal süreçlerin belirlendiği, dönem içerisinde görüş bildiren STK’lar ve aydınlar tarafından oluşturulan söylemlerle fark edilmiştir. Bütün öngörülerimiz, 3-5 aylık bir perspektif içerisinde cereyan etmiştir. Bunun için devlet politikaları da hep kısa süreli aralıklarla oluşmuştur. Belki bu süreç, pek çok kurumumuzun böyle bir fiilî duruma hazırlıklı olmasına katkı sağlamıştır ancak yönetme eylemi yeteri kadar karşılanamamıştır. Göçlerin ilk başladığı dönemi hatırlarsanız; 5-6 yıl öncesinde yapılan konuşmalarda, yazılanlarda ve devletin hazırlıklarında maksimum 6 ay içerisinde bu işin biteceği öngörülmüş ve bu doğrultuda hazırlıklar yapılmıştı. Oysa bu durumun böyle olmayacağını, Suriye’yi az da olsa tanıyan ve bilen kişilerin öngörmesi gerekirdi.

Suriyeli mültecilerin veya Suriyelilerin ülkemizdeki durumu, Cumhuriyet Dönemi öncesinde ya da Cumhuriyet Dönemi başında yaşanan ‘nüfus mübadeleleri’ gibi göç olaylarıyla anlaşılamaz. Çünkü bu mübadele olayları; sayısal olarak az bir kitlenin çok daha dar bir alanda, Osmanlı’nın çok kültürlülüğünü yaşayan bir toplumsal zeminde meydana gelmiştir. Ancak biz 80 yıl içerisinde bu çok kültürlülüğü önemli ölçüde kaybettik. Aslında Suriyeli mülteciler meselesinde; bölge halkının ve özellikle Suriye sınırındaki şehirlerde yaşayan insanların, Osmanlı’nın çok kültürlülüğünü kaybetmemesinin bir imkânı olarak değerlendirilebileceğini düşünmekteyim.

Prof. Dr. Murat Erdoğan Hocamız, her ne kadar yapılan bir araştırmaya atıfta bulunarak % 80-90 civarında benzemediğimizin düşünüldüğüne dair bir oran paylaştılarsa da; ben bu sonuca katılmamaktayım. Zannediyorum ki, araştırmanın bu kısmında bir yanlışlık söz konusudur. Bir defa bölge halkı, kültürel olarak aşiret kökenlidir ve bu insanların pek çoğu birbiriyle akrabalık bağı olan bir kuşaktan gelmektedir. Dolayısıyla Suriye savaşı başlamadan önce; yüzlerce hatta binlerce insanın sınırda bayramlaşmak için beklediği görüntüler, o dönemlerden beri basına yansımaktadır.

Köyler, aşiretler ve aileler bölünmüştü ama Güneydoğu’daki koridorda kız alıp verme olayları her şeye rağmen devam etmekteydi. Bu yüzden Suriyeliler ülkemize geldiğinde bir yadırganma durumu olmamıştır. Gaziantep’in 100 yıl önce Halep’in bir kazası olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Yani kültürel açıdan bakıldığında; Halep, Gaziantep, Hatay, Mardin ve Kilis arasında çok ciddi benzerlikler olduğu görülmektedir. Bu bakımdan, gerçekliği sorgulanabilir araştırmalar üzerinden değerlendirme yapmayı doğru bulmamaktayım.

Suriyeliler konusu öngörülmeyerek kısa süreli politikalar belirlendiği için çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır. Bizim kurumlarımız da kısa süreli politikalar belirlemiş ve mülteciler konusuna hazırlıksız yakalanmıştır. Bu kadar büyük bir kitle olacağını varsayamadığımız için yükü kaldırmakta nispeten bocaladığımız anlar olmuştur. Ancak özellikle hükümetin Suriye politikasında konumlandığı yer dikkate alınırsa, devletin çok ciddi kaynaklar ayırdığını görmek mümkün olacaktır. Devlet bu konuda oldukça cömert davranmıştır ve bu cömertlik hem istismar hem de israf edilmiştir. O bölgedeki siyasetçilerin, bürokratların ya da iş adamlarının birtakım yapılar üzerinden bu kaynakları israf ettiğini düşünmekteyim.

Bu konuyla ilgili çok kısa ve tipik bir örnek vermek istiyorum. Kamp döneminde firmalara, yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 7.5 TL civarında yemek parası ödenmekteydi. Bir Suriyeli ailenin 7 kişi olduğunu varsayarsak; bu aileye, ayda 1500 TL yemek ihtiyacı için para ayrılmaktaydı. Belki de devlet, bir insana verildiğinde mecbur kalmadıkça yemeyeceği türden bir yemek için, firmalara aile başına ayda 1500 lira ödemiştir. Oysa aynı parayla Türkiye’de çalışan bir asgarî ücretli hem ev kirasını ödemekte hem çocuklarını okutmakta hem de temel ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Peki şimdi burada ne oluyordu da bu kadar para harcanmasına rağmen bu insanlar, doğru düzgün bir yemek bile yiyemiyorlardı? Çünkü sistem bu şekilde kurulmuştu. Ancak birtakım araştırmalar sonucunda bu uygulamanın düzeltilmesi adına gerekli müdahaleler yapılarak yeni bir sisteme geçilmiştir.

Bu iyileştirme çalışmalarına rağmen şu an özellikle çadır kentlere ve konteyner evlere çok fazla para harcanmaktadır. Fakat bu paranın da orada yaşayan Suriyelilerin yaşam standartlarına katkısı ve etkisi, yok denecek kadar azdır. Yani sorun, devletin kaynak ayırmamasıyla ya da onların yaşam standartlarını yükseltmeyi istememesiyle alakalı değildir. Bürokratik problemler ciddi boyuttadır ancak bu konuda siyasi bir koruma alanı vardır. Dolayısıyla Suriyeliler konusunda devletin ayırdığı kaynaklar çarçur edilmekte, ciddi bir israf yaşanmaktadır. Düğmeyi en baştan yanlış iliklediğimiz için de, yaşadığımız pek çok sorun devam etmektedir.

Değinmek istediğim başka bir konu ise kayıt meselesidir. İstanbul İl Göç Müdürü Sn. Hüseyin Elgörmüş, Suriyelilerin kayıt durumlarının henüz tamamlanamadığı bilgisini verdiler. Yani hâlâ kayıt yapılmaktadır. Oysa biz; kayıt meselesini Suriyeliler ülkemize gelmeye başladığı dönemde o günkü yetkililere dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışmıştık. Suriyelilerin kaydedilme hususunu bütünüyle kontrol altına almak güç olsa da, bu konu sistemli bir şekilde ilerleseydi; % 90’a yakınının kayıt olma durumu netleşebilirdi. Geçici toplama merkezleri oluşturularak, Suriyelilerin kamplara ve şehirlere dağılmalarına müsaade etmeden, bu insanları birkaç gün içerisinde bir kimlik numarası ile kayıt altına almak gerekirdi. Çünkü biz sahada Suriyelilerin, şifahen isim bildirdiklerini; Arapça yazım ve imla konusunda deneyimi olmayan memurların garip garip isimler yazarak ilgisiz, alakasız bir kimlik tespiti yaptığını deneyimledik.

İnsanlar, bu yanlış tespitler yüzünden başka yerde başka bir beyanda bulundukları için, aynı kişilere birkaç farklı kimlik verilmiştir. Oysa geçici toplama merkezlerindeyken, ilk kayıt yapılarak bir kimlik numarası verilseydi; bu insanların gittikleri her yerde, kimlik numaraları üzerinden hangi şehirde ve hangi kampta oldukları tespit edilebilirdi. Bu tespitler sayesinde de STK’larla kimlere yardım edileceği konusunda bilgi paylaşımı yapılabilir ve bunların hepsinin sistem üzerinden takibi mümkün olabilirdi. Fakat ne yazık ki devlet, insanlara garip bir şekilde rastgele bir kimlik kaydı yaptı ve süreç içerisinde bunun takibi yapılamadığı için ciddi sorunlar yaşandı. Hâlâ Türkiye’ye kimlerin kaç defa girip çıktığı bilinememektedir. Bir önceki yıl kimlik beyanında bulunan adam ile bu yıl kimlik beyan eden adamın aynı olup olmadığı konusunda neticeye varılamamaktadır. Dolayısıyla baştan yapılan bu tür hatalar, sonradan bize ciddi bir maliyet olarak yansımaktadır.

Son olarak Hidayet Hocamızın da bahsettiği gibi, Suriyeliler meselesi siyasi konu olmaktan kesinlikle çıkarılmalıdır. Bu mesele üzerinden politika, yani seçmen duyarlılıkları tahrik edilmemelidir. Bu konu, ciddi bir şekilde ele alınmalı ve sahada olan STK’lardan, akademisyenlerden, politika üretecek olan siyasetçilerden istifade edilerek sorunlar acilen çözülmelidir. Mevzuattaki yetersizliklerin, kurumlar arasındaki koordinasyon sorununun, yetki karmaşalarının giderilmesi adına derhal müdahaleler yapılmalı ve ciddi bir göçmen politikası üretilmelidir. Teşekkür ederim...

-İstanbul Aydın Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (TARMER) / Türkiye’de Bulunan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Çalıştayı / 9 Mayıs 2018

Paylaş: